DEPREM SONRASI ADAPAZARI İZLENİMLERİM

Deprem sonrası uzun bir ara verdim yazılarıma ancak felaketin boyutu öylesine büyüktü ki ilk günlerin şoku atlatıldıktan sonra olayın psikolojik boyutunu yakından takip etme fırsatı buldum. Hem depremin en yoğun olarak yaşandığı Adapazarı ve İzmit’i hem de İstanbul Avcılar da yaşayan insanları görme fırsatım oldu.

Deprem fırtınasının içinde olanlarla esintisini hissedenler arasında ciddi bir fark gözlemledim. İstanbul ve civarı depremi sadece sallanarak geçirenler yıkılabileceklerini fark ettiler. Ve bu fark edişin getirdiği korku yıkılma göçük altında kalabilecekleri korkusu ile evlerine girmekten kaçınmaya başladılar. Her an göçük altında kalabilecekleri kaygısını yaşadılar. Bu da bizi aciz bırakan olaylar karşısında yaşanan bir tepkiyi ortaya çıkardı. Buna Akut Stres Bozukluğu diyoruz.

Kapalı mekanlarda durmak sıkıntı vermeye başladı.

Sanki her an sarsıntı varmış gibi irkilmeye, avizeler sallanıyor mu diye ona bakmaya başladık.

Telefon çalsa irkilir olduk.

Köpekler havlayarak dolaşsalar aman hissettiler galiba endişesi ile teyakkuza geçtik.

Ancak maddi manevi depremi şüphesiz ki en çok Adapazarı Gölcük ve İzmit halkı yaşadı. Yakınlarını kaybedenler için ne yıkılma korkusu ne de enkaz altında kalma kaygısı ön planda değil artık. Onlar keşke bizde ölseydik, geleceğimiz yok artık. Bu acıyla yaşayamayız artık diyerek ağlayamıyorlar bile. Felaketin tam içinde oldukları için olayın vahametini kavrayamayanlarda var elbet. “O mahiler ki derya içindedir deryayı bilmezler”deki gibi dışına çıkıncaya kadar kendi durumunu pek çoğu fark etmedi. Şimdilerde soğukla ve parasızlıkla evsizlikle yüz yüze gelmeye başlayınca gerçeğin acı tokadı ile irkilip kendine gelenlerse gelecek kaygısıyla kara kara düşünmeye başladılar.

Bizler sıcak döşeklerimizi deprem olur korkusuyla iki gün terk edip arabamızda yada sokakta yatınca hissettiklerimizin yirmi katını onlar için düşünün ve her gün bir kat daha artırın: İşte o insanlar şu an bunu hissediyorlar. Deprem sonrası çadır kentte iki gece geçirip psikiyatrik sorunlarla ilgilendim. Orada yavaş yavaş unutulma psikolojisi başladı. Yardımlar ilk gün ki hızını kaybetti. Her ne kadar ilk günlerde hızlı bir yardım gitti ise de onlar gittikleri kadar hızlı ve düzensiz tüketildi. Belki de ziyan oldu. Ama bu gün o insanlar hatırlanmayı bekliyor . Hiçbir şey yapamayan üç beş arkadaş arabasına atlasın cebine de şeker doldursun ve oradaki çocukların gönlünü alsın. Bunun bile o çocukların ruh sağlığı üzerine çok olumlu etkiler bırakacağına inanıyorum.

Unutmayın şu an bunları yapabilecek durumda olmayabilirdik. Bu şansımızı insanlık adına lütfen çok iyi değerlendirelim.